Girişimin sözcülerinden Jibran Khalil, ödülün 2005 yılından bu yana mültecilere yönelik sert sınır dışı politikalarını eleştirmek amacıyla verildiğini belirtti. Khalil'e göre sınır dışı uygulamaları birçok insan için işkence, ağır mağduriyet ve hatta ölüm riski anlamına geliyor. Bu nedenle söz konusu unvanın bir övgü değil, sembolik bir eleştiri niteliği taşıdığını vurguladı.
Khalil, Hamburg'un bu ödüle layık görülmesinde iki uygulamanın belirleyici olduğunu söyledi. Bunlardan ilki, mülteciler için getirilen ve eleştirmenler tarafından ayrımcı olarak nitelendirilen ödeme kartı sisteminin eyalette erken dönemde uygulanmaya başlanması oldu. İkinci neden ise Almanya'nın ilk "Dublin Merkezi"nin Hamburg'da kurulmasıydı. Bu merkezlerde, iltica başvurularından Almanya yerine başka bir AB ülkesinin sorumlu olduğu mülteciler tutuluyor ve ilgili ülkeye gönderilmeleri hızlandırılıyor.
Khalil, 2024 yılının sonunda Hamburg'da yaşanan bir vakaya da dikkat çekti. Şiddet uygulayan eski partnerinden korunmak amacıyla bir kadın sığınma evinde kalan bir kadın ve iki çocuğunun Avusturya'ya sınır dışı edildiğini belirten Khalil, kadının burada eski partnerinin erişebildiği bir konaklama merkezine yerleştirildiğini söyledi. Kadın sığınma evleri bu olayı "tarihi bir tabu ihlali" olarak değerlendirmişti.
Oylamada Hamburg İçişleri Senatörü Andy Grote'nin ardından Kuzey Ren-Vestfalya İçişleri Bakanı Herbert Reul yüzde 35 oy alırken, Saksonya İçişleri Bakanı Armin Schuster yüzde 7 ve Hessen İçişleri Bakanı Roman Poseck yüzde 5 oyda kaldı.
Girişim, ödülü İçişleri Bakanları Konferansı sırasında Andy Grote'ye teslim etmek istedi ancak Hamburg İçişleri Senatörlüğü bu talebi kabul etmedi. Organizasyon, yıl sonunda yapılacak bir sonraki konferansta yeniden görüşme talebinde bulunacağını açıkladı.
Jibran Khalil, mevcut federal hükümetin yalnızca mültecileri değil, düşük gelirli kesimleri, engellileri, LGBTİ+ bireyleri ve yoksul ailelerin çocuklarını da olumsuz etkileyen politikalar izlediğini savundu. Ancak girişimin temel mücadele alanının mültecilere yönelik kısıtlayıcı ve dışlayıcı politikalar olduğunu ifade etti.
Junge Welt gazetesinde yer alan söyleşide Khalil ayrıca AfD'nin "remigrasyon" planlarına dikkat çekerek, hükümetin giderek bu politikaları benimser hale geldiğini öne sürdü. Bunun demokrasiyi tehlikeye attığını söyleyen Khalil, göçmenlerin ve mültecilerin haklarının korunması için ilerici toplumsal hareketlerin desteğine ihtiyaç duyduklarını belirtti.