Tarihçi Kowalczuk: “Faşistlere oy veren faşisttir”

|   Kültür ve Sanat

Alman tarihçi Ilko-Sascha Kowalczuk, AfD’nin yükselişinin Almanya’yı yeni bir otoriter dönemin eşiğine getirdiğini savunuyor.

Kowalczuk’a göre AfD yalnızca sağ radikal bir parti değil, “faşist bir hareket”. Bu nedenle AfD seçmenlerini de “faşist bir seçmen kitlesi” olarak nitelendiren tarihçi, partinin Almanya’daki sorunları olduğundan çok daha büyük göstererek korku ve güvensizlik üzerinden destek topladığını söylüyor.

Doğu Almanya tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan tarihçi Ilko-Sascha Kowalczuk, yeni kitabı “Faşizm Bir Görüş Değildir” üzerine yaptığı söyleşide Almanya’daki siyasi gelişmelere ilişkin sert değerlendirmelerde bulundu.

Focus’da yayınlanan söyleşide Kowalczuk, özellikle Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişinden endişe duyduğunu belirterek, partinin otoriter bir devlet yapısını hedeflediğini ve ırkçı temel düşüncelere sahip olduğunu savundu.

“AfD seçmeni ne yaptığını biliyor”

Kowalczuk, AfD’nin sağ radikal olduğu ancak seçmenlerinin bundan ayrı tutulması gerektiği yönündeki değerlendirmelere katılmadığını söyledi.

“AfD otoriter devlet yapıları hedefliyor ve ırkçı temel düşüncelere sahip. Bu, partiyi faşist bir hareket, seçmenlerini de faşist bir seçmen kitlesi yapıyor” diyen Kowalczuk, “Faşistlere oy veren faşisttir” ifadesini kullandı.

Bu sözlerinin bazı AfD seçmenlerini rahatsız edebileceğini kabul eden tarihçi, ancak bunu seçmenlerin kendi karar verme yeteneklerine duyduğu saygının bir gereği olarak gördüğünü belirtti.

Kowalczuk’a göre AfD’ye oy verenler ne yaptıklarını biliyor ve partinin iktidara gelmesi halinde ülkenin yaşayacağı gelişmelerden de sorumlu olacaklar.

“Göç sorunlarını eleştirmek faşizm değil”

Kowalczuk, Almanya’da göç ve iltica politikalarına yönelik eleştirilerin ise meşru olduğunu vurguladı.

İllegal göç, sosyal yardım sisteminin kötüye kullanılması ya da radikal İslamcıların şiddet eylemleri gibi sorunların açıkça eleştirilebileceğini belirten tarihçi, asıl önemli olanın bu eleştirilerin hangi bakış açısından ve hangi amaçla yapıldığı olduğunu söyledi.

Kowalczuk, dikkat çekici bir çelişkiye de işaret etti: AfD’nin en yüksek oy oranlarına, göçmenlerin en az bulunduğu bölgelerde ulaştığını belirtti.

Göçmenlerin sosyal politikadaki sorunlardan, güvenlik problemlerinden ve gelecek korkusundan sorumlu tutulduğunu söyleyen tarihçi, bunun mevcut istatistiklerle uyuşmadığını savundu.

“Almanya’nın sorunları lüks düzeyde”

AfD’nin Doğu Almanya’da yüzde 40’lara ulaşan oy oranlarının yalnızca göç tartışmasıyla açıklanamayacağını kabul eden Kowalczuk, bunun genel bir memnuniyetsizliği ve farklı bir siyaset arayışını da yansıttığını söyledi.

Ancak Almanya’nın mevcut durumunun AfD’nin çizdiği kadar kötü olmadığını savunan tarihçi, bugünkü Almanya’nın tarih boyunca Almanya topraklarında kurulmuş en başarılı toplumsal sistemlerden biri olduğunu belirtti.

Almanya’nın dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olduğunu hatırlatan Kowalczuk, ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan dünyanın en istikrarlı ülkeleri arasında yer aldığını söyledi.

“Ülkemizin elbette birçok sorunu var” diyen Kowalczuk, ancak bu sorunların büyük bölümünün “lüks düzeyindeki sorunlar” olduğunu savundu.

Ona göre insanların temel korkusu, sahip oldukları yüksek refah düzeyini gelecekte koruyamamak.

“AfD korku ve karamsarlık üzerinden siyaset yapıyor”

Kowalczuk, AfD’nin asıl korkusunun ise kendi karamsar anlatısının artık insanları ikna etmemesi olduğunu söyledi.

Partinin Almanya’nın bugünkü durumuna ilişkin sürekli olumsuz bir tablo çizdiğini belirten tarihçi, AfD’nin insanların korkularını ve gelecek kaygılarını siyasi desteğe dönüştürdüğünü savundu.

Kowalczuk’a göre bu durum yalnızca Almanya’ya özgü değil. ABD’de Donald Trump, İtalya’da ise Giorgia Meloni gibi siyasetçilerin yükselişi de benzer bir toplumsal güvensizliğin sonucu.

“Dünya yeni bir otoriter çağın eşiğinde”

Dijitalleşme ve küreselleşmenin dünyayı çok hızlı değiştirdiğini belirten Kowalczuk, insanların geleceğin nasıl olacağını öngöremediğini söyledi.

Bu belirsizliğin insanlarda “Nasıl yeniden güvenli bir hayat yaşayabilirim?” sorusunu doğurduğunu ifade eden tarihçiye göre, tam bu noktada aşırı sağ siyaset devreye giriyor.

AfD, Trump ve benzeri siyasi hareketlerin seçmenlerine temel olarak “güvenlik” vaat ettiğini belirten Kowalczuk, bunun yolunun da geçmişi yeniden canlandırma sözü vermekten geçtiğini söyledi.

Trump’ın geçmişteki “altın Amerika”yı geri getirme vaadinde bulunduğunu belirten Kowalczuk, bu geçmişin gerçekte anlatıldığı kadar parlak olmadığını, ABD’deki ırk ayrımcılığını hatırlamanın bile bunun için yeterli olduğunu ifade etti.

Kowalczuk, AfD’nin de Doğu Almanya’da benzer biçimde geçmişi idealize ettiğini savundu. Partinin eski Doğu Almanya’yı; ulusal bütünlüğün, toplumsal homojenliğin, sosyal güvenliğin, düşük suç oranlarının, iş ve konut güvencesinin bulunduğu bir dönem olarak sunduğunu belirtti.

Tarihçi, bu yaklaşımın dünyanın farklı bölgelerinde benzer biçimde ortaya çıktığını ve “yeni bir otoriter çağın eşiğinde olduğumuzdan” endişe duyduğunu söyledi.

“Bugün 1989’dan farklı bir dönemdeyiz”

Kowalczuk, günümüzde yaşanan hızlı değişimlerin 1989 yılıyla karşılaştırılmasına da karşı çıktı.

O dönemde basın ve ifade özgürlüğünün bulunmadığını, insanların bu haklar için mücadele etmek zorunda kaldığını hatırlatan tarihçi, bugün ise açıkça konuşabildiklerini ve söylediklerinin sansürlenmeden yayımlanabildiğini belirtti.

Bununla birlikte dünyanın yeni bir tarihsel dönüşümün başlangıcında olduğunu kabul eden Kowalczuk, dijital devrimin nereye gideceğinin henüz bilinmediğini söyledi.

Ona göre 1989 ile bugün arasındaki tek benzerlik, her iki dönemde de insanların geleceğin ne getireceğini tam olarak bilememesi.

“Demokrasi kendiliğinden ayakta kalmaz”

Kowalczuk, geleceğin mutlaka karanlık olmak zorunda olmadığını da vurguladı.

Demokrasi ve özgürlüğün ancak insanların kendi geleceklerine aktif biçimde müdahale etmesiyle korunabileceğini söyleyen tarihçi, yurttaşların yalnızca devletten çözüm beklememesi gerektiğini belirtti.

Sivil toplum içinde yer almak, siyasi partilere katılmak, toplumsal yaşama dahil olmak ve seçimlerde oy kullanmak gerektiğini ifade eden Kowalczuk, “Demokrasi kendiliğinden işlemez” mesajı verdi.

“AfD’nin 1989 değerlerine sahip çıktığını söylemesi bir alay”

AfD siyasetçilerinin kendilerini 1989’daki barışçıl devrimin mirasçısı olarak göstermesine de tepki gösteren Kowalczuk, bunun gerçekle bağdaşmadığını söyledi.

1989 devriminin temelinde özgürlük, demokrasi, açık toplum ve herkes için insan hakları bulunduğunu belirten tarihçiye göre AfD ise bunun tam tersini savunuyor.

Kowalczuk, AfD’nin açık toplum yerine toplumsal ayrışmayı hedeflediğini, belirli grupları dışlamak ve hatta bazılarını ülkeden zorla sınır dışı etmek istediğini söylüyor.

Bu nedenle AfD’nin 1989’un değerlerine sahip çıktığını söylemesini “alay” olarak nitelendiren Kowalczuk, 1989’un mirasının AfD’nin savunduğu siyasetle bağdaşmadığını belirtti.

 

Geri

 

Card image cap
înfo Magazin
Daha fazlasi için

YouTube
Card image cap
Türk Sanat Müziği
Daha fazlasi için
Card image cap
Mesleğe Adım Adım
Daha fazlasi için
Card image cap
İstekler Programı
Daha fazlasi için
Card image cap
SALI SALI Hakan
Daha fazlasi için