Düzenleme, AB tarafından “güvenli sınırlar ve hızlı prosedürler” olarak sunulsa da, eleştirmenler bunun Avrupa’nın mültecilere karşı daha kapalı ve sert bir politika izlemesi anlamına geldiğini belirtiyor.
Evrensel gazetesinde yer alan söyleşiye göre, Yeni paktla birlikte sığınma başvurularının sınırda ve çok kısa süreler içinde sonuçlandırılması planlanıyor. Başvurusu reddedilen kişilerin başka bir AB ülkesine yeniden başvurma hakkı büyük ölçüde kısıtlanırken, biyometrik veri sistemlerinin kapsamı da genişletilecek. Uzmanlara göre bu durum, göç yollarını daha tehlikeli hale getirme ve ölümleri artırma riski taşıyor.
Düzenlemenin en dikkat çeken unsurlarından biri ise “güvenli üçüncü ülke” uygulaması. Buna göre Türkiye, Tunus ve Fas gibi ülkelerin sığınmacılar için birer “tampon bölge” haline getirilmesi öngörülüyor. AB ülkeleri, kabul etmedikleri sığınmacılar için bu ülkelere yönlendirme yapabilecek.
Ayrıca pakt kapsamında, göçmen kabul etmeyen AB ülkelerinin kişi başına ödeme yapması planlanıyor. Bu uygulama, insan hayatının “maddi bir karşılığa indirgenmesi” olmakla eleştiriliyor.
Yeni düzenlemeyle birlikte Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in yetkileri de önemli ölçüde genişletilecek. Ajansın, AB sınırları dışında da daha aktif rol almasının önü açılıyor.
Uzmanlar, bu adımların göçün nedenlerini ortadan kaldırmak yerine yalnızca sonuçlarına odaklandığını vurguluyor. Savaşlar, ekonomik krizler ve iklim değişikliği gibi temel nedenlere değinilmemesi ise eleştirilerin odağında yer alıyor.
Paktın Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurması bekleniyor. Türkiye’nin halihazırda AB ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde bir “tampon ülke” rolü üstlendiği, yeni düzenlemeyle bu rolün daha da pekişeceği ifade ediliyor.
Öte yandan, düzenlemenin yalnızca göçmenleri değil, onlara destek veren sivil toplum kuruluşlarını da zor durumda bırakabileceği belirtiliyor. Yeni kuralların, yardım faaliyetlerini dahi suç kapsamına sokabilecek bir zemine yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Tüm bu gelişmelerin, Avrupa’nın göç politikasında daha sert ve güvenlik odaklı bir döneme girdiğine işaret ettiğine dikkat çekiliyor.
Tüm bu gelişmelerin, Avrupa’nın göç politikasında daha sert ve güvenlik odaklı bir döneme girildiğine işaret ettiği belirtiliyor.”