Almanya’da hükümet, sosyal yardımların kötüye kullanılmasına karşı yeni bir eylem planı açıkladı. Çalışma Bakanı Bärbel Bas ile İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, özellikle örgütlü suistimal, sahte iş sözleşmeleri ve sosyal yardım sistemini kullanan suç örgütlerine karşı daha fazla kontrol ve veri paylaşımı öngörüyor.
Ancak planın açıklanma zamanı dikkat çekiyor. Hükümetin çalışması, Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern seçimlerinden yalnızca birkaç gün önce kamuoyuna sunuldu. Hükümet bunu sosyal yardım sistemindeki sorunlara karşı gerekli bir adım olarak savunuyor. Eleştirmenler ise seçim öncesinde sosyal yardım ve göç konusunun öne çıkarılmasının siyasi bir mesaj taşıdığını düşünüyor.
Peki sorun gerçekten ne kadar büyük?
2025 yılında iş merkezlerinde sosyal yardım suistimali şüphesiyle 133 binden fazla inceleme yapıldı. Ancak bunların yalnızca 406'sı örgütlü veya çete biçimindeki suistimal vakasıydı. Buna karşılık sosyal yardım alma hakkı bulunan insanların sayısı 5 milyonun üzerinde.
Bu noktada başka bir soru ortaya çıkıyor: Devlet, sosyal yardım alan insanları bu kadar yakından izlerken, çok daha büyük miktarlardaki vergi kayıplarına nasıl yaklaşıyor?
Örneğin Cum-Ex ve Cum-Cum işlemleri nedeniyle Almanya’nın vergi kaybının on milyarlarca euro olduğu tahmin ediliyor. Dolayısıyla tartışma yalnızca sosyal yardım suistimaliyle sınırlı değil. Asıl soru, devletin ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele ederken önceliğini nereye verdiği.
Yardım alan milyonlarca insan daha fazla kontrol altında tutulurken, bu vesileyle büyük ölçekli vergi kaçakçılığı ve mali suçlarla mücadelede aynı kararlılığın gösterilip gösterilmediği de kamuoyunda tartışılıyor.
Sosyal yardım sistemindeki gerçek suistimaller elbette araştırılmalı. Ancak eleştirmenlerin dikkat çektiği nokta şu: Birkaç yüz örgütlü suistimal vakası üzerinden milyonlarca insanı şüpheli konumuna getirmek, sosyal devletin asıl sorunlarını çözmeye yeter mi?