Monedero’ya göre ABD, Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ilan ettiği çizgiyi fiilen hayata geçirerek, resmî savaş ilanı olmaksızın düşman tanımladığı ülkelere karşı askeri güç kullanmayı normalleştiriyor.
Monedero Junge Welt ile yaptığı söyleşide, Venezuela’ya yönelik saldırının, İran’daki nükleer tesislerin bombalanması ve küresel gümrük tarifeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, “şiddetin uluslararası ilişkilerin olağan bir aracı hâline getirildiğini” söyledi. Bu durumun, kuralsızlığı ve kalıcı bir savaş hâlini dünya genelinde meşrulaştırdığı görüşünü dile getirdi.
ABD’nin yalnızca Venezuela’yı değil, bölgesel entegrasyon girişimlerini de hedef aldığını savunan Monedero, Latin Amerika’da UNASUR ve CELAC gibi yapıları devre dışı bırakmak istediğini, Avrupa’da ise Avrupa Birliği yerine ikili ve denetime açık ilişkileri tercih ettiğini ifade etti. Çin’in yükselen rekabeti nedeniyle ABD’nin önceki “kurallara dayalı düzen” söyleminden vazgeçtiğini belirten Monedero, bu süreci “Trump ekli Monroe Doktrini’nin geri dönüşü” olarak tanımladı.
Venezuela’da halk milislerinin seferber edildiğini aktaran Monedero, ABD’nin askeri üstünlüğü karşısında açık bir direnişin mümkün olmadığını, ancak uzun süreli bir işgalin ABD için son derece maliyetli olacağını söyledi. Venezuela’nın karmaşık coğrafyası ve Caracas’ın savunulmasının zorluğuna dikkat çeken Monedero, olası senaryonun kısa vadeli yıkım, yağma ve ABD yanlısı bir kukla hükümet kurma girişimi olacağını belirtti.
Saldırının temel nedeninin petrol olduğunu savunan Monedero, Bolivarcı devrimin esas olarak ABD’nin bölge üzerindeki kontrolünü sınırladığı için hedef alındığını belirtti. ABD’nin farklı ideolojik yönetimlerle çalışabildiğini söyleyen Monedero’ya göre, Washington’un değişmeyen tek önceliği ekonomik çıkarlar.
Avrupa Birliği’nin tutumunu da eleştiren Monedero, AB’nin ABD çizgisinden sapmak istemediğini ve Venezuela konusunda da Gazze ve Ukrayna örneklerine benzer bir yaklaşım sergilediğini ifade etti. ABD’ye yönelik herhangi bir yaptırım ihtimalini ise neredeyse sıfır olarak değerlendirdi.
Latin Amerika’da sol hükümetlerin saldırıyı kınayacağını, sağcı yönetimlerin ise destek vereceğini öngören Monedero, Kolombiya’nın sert bir tutum almasının kendi güvenliği açısından zorunlu olduğunu, Meksika’nın ise ABD ile olan ekonomik bağımlılığı nedeniyle sınırlı hareket alanına sahip olduğunu söyledi.
Geleceğe dair umutlu olmadığını belirten Monedero, mevcut çıkmazdan ancak siyasallaşmış halkların “kurucu bir güç” olarak sahneye çıkmasıyla bir çıkış yolu bulunabileceğini, ancak Avrupa’da bunun için gerekli koşulların şu anda mevcut olmadığını dile getirdi.