Hayvancılık ve piyasa politikası danışmanı Berit Thomsen’in değerlendirmelerine göre, birçok ticaret gemisi Hürmüz Boğazı’nı kullanmaktan kaçındığı için petrol ve gübre sevkiyatı aksıyor. Almanya, diğer bölgelere kıyasla daha az etkilenmiş olsa da, fiyat artışları ülkede de hissediliyor.
Junge Welt gazetesinde yer alan söyleşiye göre, gübre üretimi, özellikle nitrojen bazlı gübreler, enerji yoğun bir süreç ve büyük ölçüde petrol ürünlerine bağımlı. Geleneksel yöntemler, örneğin yerli baklagillerin kullanımı, toprağa doğal yolla nitrojen kazandırarak yapay gübre ihtiyacını azaltabiliyor. Ancak politikalar, kısa vadede ucuz olduğu düşünülen Brezilya, ABD ve Arjantin’den soya ithalatına yöneliyor. Bu durum, yerli çiftçileri krizlere karşı daha kırılgan hâle getiriyor.
Almanya’daki Bäuerliche Landwirtschaft (AbL) örgütü, hem organik hem de geleneksel çiftçileri temsil ediyor. Örgüt, hükümetin doğal gübre üretimine geçiş konusunda yeterli siyasi irade göstermediğini, yoğun tarımın ise enerji ve girdi maliyetlerine bağımlılığı artırdığını belirtiyor. Çiftçiler, gübre ve enerji maliyetlerindeki artışları tüketiciye yansıtamıyor, bu da işletmelerin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
Uzmanlar, hükümetten gıda zincirinde şeffaflık, fiyat ve piyasa düzenlemesi talep ediyor. AB Komisyonu, tedarik sözleşmelerinde fiyat, miktar, kalite ve süre konularında önceden pazarlık yapılmasını zorunlu kılarken, Almanya’daki tarım bakanları konferansında (AMK) yeterince etkin önlem alınmadığı eleştiriliyor. CSU’nin piyasa müdahalesinden kaçınma politikası, ithalat bağımlılığını artırarak fiyatları yükseltiyor.
Sonuç olarak, İran savaşı ve buna bağlı gübre krizinin, hem çiftçilerin ekonomik sürdürülebilirliğini hem de gıda fiyatlarını olumsuz etkilediği vurgulanıyor.