Basında yer alan haberlere göre, doktorlar arasında bile panik yaşanıyor. Bakım kotaları kliniklerin kârlılığına göre düzenleniyor, bakım personeli arasında aşırı iş yoğunluğu yaygınlaşıyor ve personel arasında hastalananların sayısı artıyor. Buna rağmen hastane tekelleri özelleştirmeler ve işten çıkarmalarla zenginliklerine daha fazla zenginlik katıyor.
Alman sağlık sektöründeki durum bu. Ve bu duruma karşı eleştiriler giderek artıyor. Özelleştirmelere, hastalık kasaları arasındaki ayrımcılığa, masrafların giderek karşılanamaz olmasına ve özel şirketlerin siyaseti belirlemesine yönelik tepkiler yoğunlaşıyor.
Geçenlerde hastalık kasası üyeleri arasında yapılan bir araştırma, üyelerin farklı hastalık kasaları yerine tek tip bir sağlık sigortası temelinde yapılanmaya gidilmesini onayladığını gösteriyor.
Herkesin aynı sigortaya yapacağı prim ödemeleriyle hem primlerde üyeler için kolaylıklar yaşanacak, hem de sağlık için daha yüksek bütçeler oluşturulabilecek. Ancak özel hastane tekellerinin temsilcisi durumuna gelen siyasi sorumlular ve sermaye kesimleri buna karşı çıkıyor ve Alman sağlık sektörünün yapısal sorunları üzerinden kârlarını artırmaya devam ediyorlar.
Halbuki Avrupa'da bunun farklı olabileceğini gösteren örnekler var. Örneğin Danimarka'da özel şirketlere sağlık alanında kâr yapma fırsatı verilmiyor. Her yurttaş eşit ve düşük düzeyde bir prim ödeyerek herkes için sağlık sistemini finanse ediyor. Sonucunda da gerek hastalar arasında gerekse de hastane personeli arasında memnuniyet artıyor, sağlık hizmetleri ihtiyaca uygun biçimde verilebiliyor. Böylesi örneklere rağmen Almanya'da yeni iktidara gelen hükümet hastanelerin yarısının kapatılmasını ve özelleştirmelerin artırılmasını isteyen Karl Lauterbach'ı Federal Sağlık Bakanı olarak atayarak, halkın yararına olan bir sağlık politikası izlemeyeceğini kanıtlamış oldu.