Herhangi bir sokakta tabelasını gördüğümüz, bazılarımızın üyesi olduğumuz ve aidat ödediğimiz birçok dernek, sendika, birlik ve kulüp var. Sosyal ve kültürel hayatın örgütlenmesi, "örgütlü sivil toplum"un gereği olarak kabul edilen pek çok örgütün yanı sıra, siyasal hayata doğrudan katılmamız ve ekonomik haklarımızı elde etmemiz için kurulmuş birçok siyasal parti ve sendika da var.
… Bu örgütler sahiden tabelalarında, programlarında belirttikleri amaca uygun davranıyor mu? Yoksa bütün bu örgütler, bir 'demokrasi var' görüntüsü elde etmek için yaratılmış ya da izin verilmiş örgütler mi? Bu sorular, toplumun hemen bütün kesimlerince yeniden ve daha şiddetli bir şekilde soruluyor ve tartışılıyor.
SAGDA, İŞLEYEN ÖRGÜT.
"SOL"DA, TABELA .
Bir yanda, kitlelerin çıkarlarını savunduğunu, onları örgütlediğini iddia eden "kitle örgütleri" ve "siyasi parti"ler var, öte yanda da örgütsüz olduklarından yakınan işçi ve emekçi yığınları.
Öte yandan, vakıf, parti, dernek türünden faşist örgütlerin, sadece kendi üyelerini değil, daha geniş bir kesimi katliamlara alet edecek kadar geniş boyutlu eylemlere çekebilecek oranda güç toplamış olması, bugün bir kesimin kendini örgütsüz ve zayıf hissedeceği düzeyde bu gücü kullanıyor olması; içinde yaşamakta olduğumuz durumun iki ayrı ucunu, çelişki noktalarını oluşturuyor.
Her gün örgütlü, her gün hazır
Hanau, Mölln, Rostock, Hoyerswerda, Solingen kurbanları için düzenlenen cenaze törenlerine binlerce insanın katıldığı tahmin ediliyor.
Bu gösterilerde de, içten gelen ve herkesi sarıp sarmalayan bir dayanışma duygusuyla kolkola girerek, büyük bir öfkeyle, hesap sorma andıyla yürüyen bu insanlarla birlikte oldum. Hep aynı soruyu sordum: Yarın ne yapacaksınız? Nerede tekrar bir araya geleceksiniz? Bu öfkeyi ve hesap sorma andınızı hatırlamak, komşunuzla, arkadaşınızla, tekrar kolkola girmek için yeni bir katliamı mı bekleyeceksiniz?
Hanau, Mölln, Hoyerswerda, Solingen’de insanları katledenler, sokaklarda kovalayanlar, o gün de, ondan sonraki günlerde de yüzlerce defa bir araya geldiler, hem de daha büyük kalabalıklar halinde, kendilerini herhangi bir dernekten, bir siyasi partiden çok daha büyük bir güçle ve inatla örgütleyerek Alman Parlamentosu’na girdiler.
Kurdukları Pegida gibi çok sayıda inisiyatif ve dernekle sırtını pışpışlayan devletin yardımıyla her gün ilmik ilmik örülen ve genişleyen bir güç haline geldiler.
Siz, yeniden hangi zamanda, hangi yerde bir araya gelecek, neyi konuşacak neyi elde etmek ve neyi yaratmak için el birliği yapacaksınız? Ölülerinize ağlamaktan, nefretle haykırıp yumruk sallamaktan öteye geçmek için ne yapacaksınız? Yaşadığınız kentteki küçük kültür, dayanışma, güzelleştirme derneklerinin kapısından ayda bir geçip gideceksiniz . Zibidi sosyal demokrat partilerin seçim günü gelip kapınızı çalmasını bekleyeceksiniz, sendikalarınızdan üç kuruş fazla ücret koparması için gönülsüz gönülsüz patronunuzla konuşmasından fazla bir şey istemeyeceksiniz, sonra...
Sonra yeni bir cenaze töreninde, git gide bundan da usanarak bir araya geleceksiniz.
Gündelik hayatın her zerresinde kendisini duyuran, canlı, sahici ve kalıcı ihtiyaçlara cevap veren yaygın örgüt biçimleri yaratmadıkça, kendisini hayatın kendisiymiş gibi dayatan örgütlenme biçimleriyle savaşılamayacaktır.
Her biri, kendisine sahiden ihtiyaç duyulan, olmadıkları zaman gündelik hayatın bir yanının eksik kalacağını hissettiğimiz örgütler olmak zorundadır, sözünü ettiğimiz örgütler. Yani "Havanda Su Dövme Kulübü ya da derneği"değil.
“İnsanların ‘ne yapıyorsunuz?’ sorusunu kendi iç sorunlarını anlatarak cevaplayan ‘sosyalist’ partilere ben, düzen içi partiler diyorum” diyor Aydın Çubukçu. Sanırım aklı başında herkes böyle der.