İlk büyük adımlardan biri 2022 sonunda çıkarılan “Anti-Rave Kararnamesi” oldu. Bu düzenleme, izinsiz etkinliklere ağır cezalar getirirken kamu alanındaki toplanma özgürlüğünü de tartışmalı hale getirdi. Eleştirmenler, bunun protesto hakkını dolaylı olarak sınırladığını savundu.
Junge Welt'in haberine göre, 2023’te yaşanan ve 94 göçmenin hayatını kaybettiği deniz kazasının ardından hükümet, göç politikalarını daha da sertleştirdi. Sınır dışı işlemleri hızlandırılırken yargı denetimi azaltıldı ve idari makamların yetkileri artırıldı. Aynı dönemde göçmenlerin tutulduğu merkezlerde (CPR) daha uzun gözaltı süreleri uygulanmaya başlandı.
Gençlik suçları da hükümetin odak noktalarından biri oldu. “Caivano Dekreti” ile reşit olmayanlara yönelik cezalar artırıldı. Ancak bu düzenlemeler sonrası gençlik cezaevlerinde tutuklu sayısının yaklaşık %50 arttığı bildirildi.
2025’te kabul edilen kapsamlı “Güvenlik Paketi” ise en geniş çaplı düzenleme oldu. Polis ve güvenlik güçlerinin yetkileri artırılırken, kamu düzenine karşı eylemlere verilen cezalar da sertleştirildi. İzinsiz yol kapatma, işgal eylemleri ve bazı protesto biçimleri ağır hapis cezalarıyla karşılık buldu.
Yeni düzenlemeler ayrıca göç politikalarını daha da sıkılaştırdı, gösteriler için kısıtlamalar getirdi ve güvenlik güçlerine geniş koruma sağladı. Hükümet, bu adımların kamu düzenini sağlamak için gerekli olduğunu savundu.
Ancak eleştirmenler, bu sürecin yasama tartışmalarını zayıflattığını ve yürütmenin yetkilerini artırdığını belirtti. Birleşmiş Milletler dahi bazı düzenlemelerin hızlı ve tartışmasız şekilde geçirilmesinden endişe duydu.
Son olarak, 2025’te yapılan referandumda İtalyan seçmenler, hükümetin yargı ve siyaset arasındaki dengeyi değiştirme girişimlerine “hayır” dedi.