Ancak sosyal hareketler ve sendikalar konusunda uzman olan Fransız bilim insanı Remi Bourguignon grev hakkının tarihsel bir kazanım olduğunu belirtiyor. Sendikaların yasa ile tanınmasından tam 20 yıl önce grev hakkının kazanıldığını belirten profesör, grev hakkının 19'uncu yüzyılın ortalarından beri var olduğunu ve İkinci Dünya Paylaşım Savaşı sonrasında anayasanın giriş bölümüne alınarak, anayasal hak haline geldiğini söylüyor.
Fransa'da polis ve askerlerin haricinde herkesin greve çıkma hakkı bulunuyor. Memurlar ve bilhassa öğretmenler bu hakkı kullanmaktan hiç feragat etmeyen Fransızlar, Almanya'da memur ve öğretmenlerin böylesi bir hakka sahip olmamalarına şaşırıyorlar. Fransa'da sadece iki işçinin grev kararı alması yetiyorken, Almanya'da ise sendikalar grev çağrısı yapmak ve üyelerinin oyuna başvurmak zorunda. Bununla birlikte Fransa'da siyasi grev ve genel grev gibi haklar varken, Almanya'da grev sadece toplu iş sözleşmelerin gerçekleşmesi için yapıolabiliyor.
Bu nedenle Alman medyası sendikal haklardan ziyade ekonominin korunması gerekçesi altında sermaye kesimlerinin çıkarlarına yarayan yayınlar yapmaya devam ediyor.
İşin kötüsü, grev hakkının daha da genişletilmesinin önünde Alman sendikalarının da birer engel olarak durduklarını söylemek mümkün. Almanya'da savaş sonrasında sendikaların sisteme uyumlu hale getirilmesiyle, yani yasa çıkarma süreçlerine dahil edilmeleriyle bir nevi teslim alma gerçekleşti ve sendikaların özellikle 1990lı yıllardan itibaren toplumun tüm kesimlerinin çıkarlarını değil, sadece çekirdek kadroların çıkarlarını savunmaları sonucunda işçi sınıfı içerisinde bölünmelere de neden oldular. Grev hakkını kullanmak isteyen işçiler, işverenden önce sendika engelini aşmak zorunda.
Fransa'daki grevler emeklilik haklarının savunulmasıyla ilgili olduğundan, halkın geniş kesiminin desteğine sahip. Son yapılan bir ankette halkın yüzde 57'si grev ve protestoların kamusal yaşamı felç etmesini anlayışla karşıladıklarını söyledi. Almanya'da böyle bir şey söz konusu olduğunda, en başta toplumun büyük bir kesimi yani emekçiler karşı çıkıyor. “işe gitmek için yola çıkmıştım. Bir yıldır tatil planı yapıyorum, tüm planların alt üst oldu. Haklılar ama…” Çünkü Alman işçi sınıfının bölünmüşlüğü işçiler arasındaki dayanışmanın da ortadan kalkmasına yol açmış durumda. Alman politikacılarının başka bir silahı da yabancı düşmanlığı. Ne zaman sosyal sorunlar nedeniyle toplumsal huzursuzluk artsa, ya mültecilere ya da göçmen gençlere yönelik ırkçı yaklaşımlar kaşınıyor ve sosyal dayanışma başlamadan bitirebiliyor.