Almanya’da göçmen kadınlar, işgücü piyasasına erişimde hâlâ ciddi engellerle mücadele ediyor. Uzmanlar Berlin’de Bundesstiftung Gleichstellung (BSG) ve Dezim tarafından düzenlenen etkinlikte, cinsiyet, göçmenlik statüsü ve sosyal koşulların birbirini güçlendiren ayrımcılık biçimleri yarattığını vurguladı.
Çok yönlü ayrımcılık: Dil, Çocuk Bakımı, Irkçılık ve Cinsiyetçilik
nd-aktuell.de’nin haberine göre, Migrantinnenverbände yöneticisi Delal Atmaca, göçmen kadınların aynı anda hem çocuk bakımı hem dil öğrenimi hem de iş arama yükünü taşıdığını belirtti. Buna ek olarak başvuru süreçlerinde ırkçı ve cinsiyetçi önyargılar da devreye giriyor. Ayrıca diploma tanınmaması, çalışma yasakları ve ikamet kısıtlamaları da süreci zorlaştırıyor.
Düşük gelir ve Minijob’a sıkışma
Federal İstatistik Dairesi verilerine göre göçmen kadınların %14’ü yalnızca minijob işlerinde çalışıyor. Genel olarak da erkeklere kıyasla yüksek gelirli işlere daha az erişebiliyor.
Siyasette temsil eksikliği
Göçmen kökenli kadınlar siyasette de görünmez durumda: Bundestag’da oranları %5,5, Almanya’daki 336 büyükşehir belediye başkanından yalnızca 4’ü göçmen kökenli ve hiçbiri kadın değil.
BSG’den Pauline Hachenberg, zaman, maddi imkân ve istikrarlı iş eksikliğinin siyasete katılımı zorlaştırdığını, ayrıca erkek egemen ağların erişimi sınırladığını belirtti.
Hukukta eşitsizlik
Hachenberg’e göre özellikle oturma izni yasaları, görünüşte tarafsız olsa da pratikte kadınları daha bağımlı hâle getiriyor. Evlilik veya aile birleşimine bağlı oturma izni, şiddet ilişkilerinden çıkmayı veya güvencesiz işlerden ayrılmayı zorlaştırıyor.
Öneriler arasında, bakım ve annelik dönemleri için gelir şartından muafiyet gibi düzenlemeler yer alıyor.
Bakım yükü
Dezim araştırmacısı David Schiefer, yurt dışında yaşayan aile bireylerine bakım veren göçmenlerin daha fazla yük altında olduğunu belirtiyor. Almanya dışındaki ülkelerde resmi bakım değerlendirme sistemleri bulunmadığından, çalışanlar izin almak için gerekli belgeleri sağlayamıyor.
Sonuç: Eşitlik sadece kağıt üzerinde
Anayasa’nın kadın ve erkeğin eşitliğini garanti ettiğini hatırlatan, buna rağmen özellikle asylrecht gibi alanlarda eşitliği sağlamayan kurum ve yasaların varlığına dikkat çeken Atmaca, “İki farklı hukuk kategorisi yaratıyoruz” dedi.