Corona Günlerinde Toplum ve Sosyal Politika

|   Almanya

Şirketleri kurtarmak için milyarlık (600 milyar Euro) paketler büyük bir hızla meclisten geçerken, düşük ücret sektörünün en güçlü olduğu Almanya’da düşük ücretliler aldıkları maaşın yüzde 67’si ile yaşamaya mahkum edildi. Çünkü pastadan onların payına düşen buydu.

Bu girişi yazdıktan sonra Neden böyle sorusunun cevabını bulmaya çalıştım. Bu konularda politeknik dergisinde makaleleri yayımlanan Prof. Dr. Heinz Sünker ve Prof.Dr. Maihael Klundt, Christoph Butterwegge ve Bülent Kaya’nın makalelerini inceledim.

Peki ne öğrendim? Çok şey.

İşte öğrendiklerim:
15 Mart 2020 tarihinde Alman Parlamentosu‘nun kısa çalışma koşullarında alınan net ücretin yüzde 60 ile yüzde 67‘sini ödeme kararı almasıyla, „salt düşük gelirliler dışındakiler için de eski ücretlerine kıyasla ciddi kayıplara ve alışılagelen yaşam standartlarının önemli ölçüde kısıtlanmasına yol açtı.“

Tek başına serbest meslek icra eden ve Corona krizinden etkilenenlere varlıklarından bağımsız olarak İşsizlik Parası II‘den yararlanma hakkı tanındı. „Buna karşın Hartz-IV‘ten geçinen, geçmişte olduğu gibi öğle sofralarında ya da kamuya bağlı ortak bakım yerlerinde verilen yemekten ücretsiz yararlanma yerine, kapanan çocuk yuvaları ve okullar nedeniyle çocuklarına evde kendileri bakmak zorunda kalanlar içinse gıda desteği bile verilmedi.(Christoph Butterwegge)“

“Yapılan araştırmalar, „En zengin Avrupa ülkelerinde bile, uzun ve sağlıklı yaşam şansına sahip olanların, maddi durumları ve sosyal konumları yüksek bireyler ve aileler olduğunu gösteriyor.“ (Bülent Kaya)

Lufthansa gibi şirketleri kurtarmak için yüzlerce milyarlık kararlar alınırken, maddi durumu iyi olmayanlar, „gönüllü veya mecburi izolasyon dönemini daracık, balkonsuz ve kalabalık sitelerde kümelenmiş apartmanlarında, bağışıklık sistemlerini güçlü tutacak beslenme olanaklarından mahrum bir şekilde yaşamak zorunda kaldılar (Bülent Kaya).

Seçilmemiş az sayıda insanın, demokratikleşme, sosyal eşitlik ve toplumsal hareketlilik alanında sağlanan ilerlemeleri tersyüz edecek kadar siyaset ve ticarete egemen olmasını mümkün kılan şey neydi?

Cevap: Neoliberalizm.
Bunlar faşizmin son bulmasından beri Batı Almanya’da sağlanan tüm kazanımların, sosyal devlet ilkelerinin değiştirilmesi ya da son bulmasıyla günümüze dek sürdü ve hâlâ da devam ediyor.

Bu özünde 80’li yıllarda üretilen toplumsal zenginliğin sosyal politikalar ve vergi politikalarıyla aşağıdan yukarıya doğru paylaşılmasıydı. Bu süreç, Schröder ve Fischer’in işçi sendikalarının da desteğiyle bu elit kesimin çıkarlarını meşrulaştırma politikalarıyla hız kazandı.

Neoliberal politika 90’lı yılların sonunda yapılan vergi reformuyla ve adına Hartz-IV denilen reformlarla kapsamlı bir şekilde hayata geçirildi.
Şirketler için yapılan bu reformla, yürürlüğe girdiği günden bu yana 20 yıldır şirketlerin ve varlıklıların kasasına her yıl 75 milyar Euro aktarıldı. Bu da bu güne kadar 1,5 trilyon Euro eder.

Bunun anlamı pastanın emekçilerin zararına olacak şekilde şirketler ve varlıklılar arasında yeniden paylaşılmasıydı. Böylece 120 yıl önceki eşitsizlik ilişkileri yeniden yaşanır hale geldi. Kendisini fakirleştiren devlet, harabe hale gelmiş okulları yenileyemez, çocuk yoksulluğunu çözemez hale geldi.

Hartz IV’ün ve Agenda2010’un hedeflerini dönemin Başbakanı Gerhard Schröder henüz 1999’da şöyle açıklamıştı: “Bizim bir düşük gelir sektörü kurmamız gerekiyor.” Ve gazeteci Hans- Ulrich Jörges Hartz IV’ün hedef ve içeriklerini şöyle övmüştü: “Gelecekte hiçbir işsiz artık öğrendiği meslekte yeniden çalışma talebinde bulunamaz, o, tanınan belirli bir sürenin ardından işini değiştirmeye itilmelidir – ve daha az kazanmaya. İşsizlik parasının kısılması ve İşsizlik yardımının sosyal yardım düzeyine çekilmesi tam da bu amaca hizmet ediyor. Ve: Sosyal yardımdan geçinenler sefalete düşmekle tehdit edilerek çalışmaya zorlanmalı” (Hans-Ulrich Jörges: 11.9.2003 tarihli Stern).

Öyleyse her kim ki aşırı yoksulluğa ve çocuk yoksulluğuna öfkeleniyorsa bu durumun siyaset tarafından teşvik edildiğini bilmelidir.

Başbakan Schröder’in  “Agenda 2010’un” sonuçlarını 2005’te Davos Ekonomi Forumu’nda gururla duyurması şaşırtıcı değildi: “Biz iş piyasamızı liberalleştirdik. Avrupa’nın en iyi düşük gelir sektörlerinden birini kurduk.”
 
Şirketlerin, varlıklıların pastadan aldığı payı büyütmek için, şirket ve varlıklıların sosyal harcamalara katkısını vergi indirimleriyle güvenceye alarak kendi kendini yoksullaştıran bir devlet yoksullukla mücadele edemez.

Kimileri sosyal eşitsizliğin Evrensel Temel Gelir ile çözüleceğini savunuyor. Evrensel temel gelir kime ödenecek? Yalnızca Almanlara mı? Bu ülkedeki en yoksullar Alman vatandaşı değil ve paranın havale edilebileceği banka hesapları bile yok.

Ancak Evrensel Temel Gelir‘i savunanlar arasında fikir birliği de yok. Onlar sadece farklı siyasi çizgilerin propagandasını yapıyor. Neoliberallere göre temel gelir herkesi kapsayan, toplu sözleşmeleri, yasal iş güvencelerini, asgari ücretleri ve sendikaları gereksiz hale getirecek devlet destekli bir ücret. Bazı sosyal hayalperestler ise siyasal iktidar sorununu ele almadan ve mevcut ekonomi ve toplum sistemini temelden değiştirmeksizin kapitalist sistem içinde bir komünizmi hayata geçirmeyi ümit ediyor.

Varlıklıların temel gelire ihtiyacı yok. Yoksullar için de yeterli değil.

Geri

 

Card image cap
înfo Magazin
Daha fazlasi için

YouTube
Card image cap
Türk Sanat Müziği
Daha fazlasi için
Card image cap
Mesleğe Adım Adım
Daha fazlasi için
Card image cap
İstekler Programı
Daha fazlasi için
Card image cap
SALI SALI Hakan
Daha fazlasi için

Diese Seite basiert auf Bootstrap 4
und Typo3 LTS 8.7.x