Şimdi bir an için düşünelim:
14 binden fazla insan bir salgın hastalık nedeniyle hayatını kaybetseydi ne olurdu? Ya da bir savaşta veya büyük bir saldırıda bu kadar insan ölseydi?
Ülke ayağa kalkarmıy dı? bilmem ama ilaç şirketleri ayağa kalkardı. Günlerce televizyonlarda tartışılır, parlamentoda özel oturumlar yapılır, şirketler hükümetten acil önlemler almasını isterdi. Ama söz konusu olan aşırı sıcaklar olunca aynı tepkiyi göremiyoruz. Oysa Fransa bize başka bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor.
Fransa, 2003 yılında yaşanan ve yaklaşık 15 bin insanın hayatını kaybettiği ölümcül sıcak hava dalgasından sonra önemli bir ders çıkardı. Aşırı sıcakları artık yalnızca bir hava durumu olarak değil, ciddi bir halk sağlığı tehdidi olarak ele almaya başladı.
Erken uyarı sistemleri geliştirildi. Özellikle yaşlılar, tek başına yaşayanlar, hastalar ve bakım kuruluşlarında yaşayan insanlar için hazırlık ve takip mekanizmaları oluşturuldu. Sıcak hava dalgaları sırasında sağlık ve bakım hizmetlerinin daha hızlı harekete geçmesini sağlayan uygulamalar güçlendirildi.
Elbette Fransa’da da bütün sorunlar çözülmüş değil. Ancak temel fark şu:
Fransa büyük bir felaket yaşadıktan sonra sistemini değiştirmeye çalıştı.
Almanya ise bugün benzer bir tehditle karşı karşıya.
O halde soru şu:
14 binden fazla insanın aşırı sıcaklar nedeniyle hayatını kaybetmesini beklemek zorunda mıyız?
Özellikle hastanelerde, kliniklerde ve bakım kuruluşlarında yaşayan yaşlı ve hastaların korunması için neden daha kapsamlı ve bağlayıcı bir sıcaklık eylem planı hazırlanmasın?
Çünkü iklim değişikliği nedeniyle aşırı sıcaklar artık istisna değil. Önümüzdeki yıllarda daha sık ve daha uzun sürelerle karşılaşacağımız bir gerçek.
Bu nedenle yazın yaşanan sıcaklardan çıkarılacak en önemli ders belki de şu:
Sıcak hava yalnızca meteorolojik bir olay değildir. Aşırı sıcak, insan hayatını tehdit eden bir sağlık krizidir.
Ve Almanya’nın artık bu krize, kriz olduktan sonra değil, kriz gelmeden önce hazırlanması gerekiyor.