Çünkü yıllardır süren yanlış planlama, yetersiz öğretmen yetiştirme kapasitesi ve zor çalışma koşulları, nüfus düşse bile kendiliğinden çözülmüyor.
Resmi tahminlere göre öğrenci sayısı 2028’den itibaren düşmeye başlayacak. Ancak GEW, bu düşüşün bir fırsata çevrilmesi gerektiğini söylüyor: Daha küçük sınıflar, daha fazla bireysel destek, dezavantajlı bölgelerde ek öğretmenler. Buna rağmen, mevcut hesaplamalar öğretmen ihtiyacının otomatik olarak azalacağı varsayımına dayanıyor. GEW ise tam tersine, tam gün eğitim, kapsayıcılık ve sosyal açıdan zorlayıcı bölgelerdeki okullar için 60 bin ek öğretmene ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Junge Welt'in haberine göre,öğretmen açığı bugün bile öğretmenlik eğitimi olmayan kişilerin okullara alınmasıyla kapatılıyor. Bu grubun sayısı son 10 yılda neredeyse iki katına çıktı. Ayrıca bazı okul türlerinde öğrenci sayısı düşmeyecek; özellikle meslek okullarında artış bekleniyor. Bu da “her yerde öğretmen fazlası olacak” iddiasını geçersiz kılıyor.
GEW’nin uyarısı net: Eğitim politikası sadece demografik hesaplara indirgenemez. Almanya’da iki milyon çocuk temel sosyal yardımlarla yaşayan ailelerde büyüyor. Artan yoksulluk, dil desteği ihtiyacı ve psikososyal sorunlar, öğretmen ihtiyacını azaltmak yerine artırıyor.
Sonuç olarak, düşen öğrenci sayısı bir tasarruf kapısı değil; eğitimde kaliteyi yükseltmek için bir fırsat. Asıl soru şu: “Çocuklarımız için nasıl bir gelecek istiyoruz? Çünkü “daha az çocuk = daha az öğretmen” hesabı matematikte doğru olabilir ama eğitimde kesinlikle yanlış.
Kısacası, mesele kaç çocuğun sınıfa girdiği değil; o sınıftan nasıl bir gelecek çıktığı. GEW, “tasarruf değil, yatırım zamanı” diyor.