Leipzig Üniversitesi’ne bağlı Toplumsal Uyum Araştırma Enstitüsü’nde görev yapan sosyolog Alexander Yendell, yayımlanan sonuçların özellikle yapısal ayrımcılık risklerine dikkat çektiğini söyledi.
Araştırmaya göre kamu kurumlarında görülen ayrımcılık yalnızca “kötü niyetli birkaç çalışan” ile açıklanamıyor. Kurum içindeki rutin uygulamalar, geniş takdir yetkileri, şeffaflık eksikliği ve kurum kültürü ayrımcılık riskini artırabiliyor. Özellikle yaptırımlar, kimlik kontrolleri veya oturum izni gibi konularda kararların yorumlamaya açık olması, eşitsizliklere zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, kurumların karar alma süreçlerinin sistematik olarak dezavantaj yaratıp yaratmadığının incelenmesi gerektiğini vurguluyor.
Araştırma ayrıca özellikle Müslümanların yüksek oranda ayrımcılık deneyimi bildirdiğini ortaya koyuyor. Yendell’e göre bu durum şaşırtıcı değil. Çünkü kamu kurumlarıyla kurulan ilişkiler genellikle asimetrik güç ilişkileri içeriyor ve kararlar çoğu zaman insanların oturum hakkı, sosyal yardımlar, güvenlik veya toplumsal katılımı gibi hayati konuları etkiliyor. Toplumda yaygın olan Müslüman karşıtı önyargılar da bu süreçlerde etkili olabiliyor.
Junge Welt gazetesinde yer alan söyleşiye göre, uzmanlar, siyasi söylemler ve toplumsal atmosferin de kamu kurumlarındaki uygulamaları etkilediğini belirtiyor. Göç, güvenlik veya “entegrasyon sorunları” üzerine yürütülen siyasi tartışmalar, kamu yönetiminde hangi konuların problem olarak görüldüğünü ve hangi önceliklerin belirlendiğini şekillendirebiliyor. Uluslararası karşılaştırmalar ise eşitlik yükümlülüklerinin güçlü biçimde kurumsallaştığı ülkelerde kurumların ayrımcılık riskleriyle daha sistematik şekilde yüzleştiğini gösteriyor.
Araştırma, polis ya da yabancılar daireleri gibi bazı kurumlarda risklerin daha görünür olabileceğini ancak sorunun tek tek kurumlara indirgenemeyeceğini de vurguluyor. Geniş takdir yetkileri, yoğun iş yükü, standartlaşmamış süreçler ve bağımsız şikâyet mekanizmalarının eksikliği ayrımcılığı kolaylaştıran temel yapısal faktörler arasında gösteriliyor.
Yendell ayrıca araştırmanın yayımlanma sürecini de eleştirdi. 2024 sonunda tamamlanan raporun kamuoyuna açıklanmasının bir yıldan fazla sürdüğünü belirten sosyolog, böylesine büyük ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen bir çalışmanın daha hızlı ve şeffaf biçimde duyurulması gerektiğini söyledi.
Uzmanlara göre yapısal ayrımcılık riskleri insanların maddi, sosyal ve psikolojik olarak zarar görmesine yol açabiliyor. Bu nedenle sorunların küçümsenmemesi gerektiği vurgulanıyor.