Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan entegrasyon araştırmacısı Niklas Harder, uygulamanın hem ekonomik hem de toplumsal sonuçları olabileceğini söyledi.
Ocak ayında Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), “mali zorluklar” gerekçesiyle entegrasyon kurslarına kabulü kısıtlayacağını duyurdu. Oysa kursların ekonomiye katkısının bilimsel olarak kanıtlanmış olduğuna dikkat çeken Harder, dil becerilerinin iş gücü piyasasına katılım için belirleyici olduğunu vurguladı. Almanya’da birçok iş için B1 ya da B2 düzeyinde dil sertifikası şart koşulduğunu hatırlatan araştırmacı, entegrasyon kurslarının diğer dil kurslarından farklı olarak resmi bir dil sınavıyla tamamlandığını belirtti.
Harder’e göre kararın mali yükü İçişleri Bakanlığı bütçesinde görünmese de, düşük istihdamın maliyeti Çalışma Bakanlığı ve yerel yönetimler tarafından üstleniliyor. Sosyal yardımların artması ve barınma giderleri gibi kalemlerin yanı sıra, dil bilmeyen göçmenlerin küçük yerleşimlerde toplumsal uyumu da zorlaştırdığı ifade ediliyor. Bu nedenle kararın, bakanlığın kendi bütçe mantığıyla alınmış dar kapsamlı bir adım olduğu değerlendiriliyor.
Araştırmalar, entegrasyon kurslarının istihdam üzerinde somut etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 2015–2016 yıllarında Almanya’ya gelen ve kursa katılan mültecilerin istihdam oranının, kursa katılmayanlara göre kurs başlangıcından 1–1,5 yıl sonra 4 ila 8 puan daha yüksek olduğu tespit edildi. Buna karşın sosyal yardım harcamalarındaki net tasarrufun tam olarak hesaplanmasının zor olduğu belirtiliyor.
Harder ayrıca, Ukraynalı mültecilerin daha hızlı işe yerleşmesini hedefleyen “Jobturbo” programının da etkili olduğunu söyledi. Program öncesinde jobcenter’larda her ay Ukraynalıların yaklaşık yüzde 1,6’sı iş bulurken, programın başlamasıyla bu oran yüzde 3’ün üzerine çıktı. Araştırmacıya göre entegrasyon kursları ile iş bulma hizmetlerinin birlikte yürütülmesi, sosyal yardımlara bağımlılığı azaltma açısından başarılı bir model oluşturdu.
Öte yandan entegrasyon kurslarının geleceği belirsizliğini koruyor. Yetkililer, kursların yalnızca “olumlu kalma perspektifi” olan kişilere sunulacağını açıklarken, bu tanımın pratikte nasıl uygulanacağı tartışma konusu. Harder, sığınma kararlarının aslında bireysel değerlendirmeye dayanması gerektiğini, ancak geçmişte iltica kabul oranı yüksek ülkelerden gelenlere pratik gerekçelerle daha erken entegrasyon imkânı tanındığını hatırlattı.
Junge Welt gazetesinde yer alan söyleşiye göre, günümüzde ise durumun daha karmaşık olduğuna dikkat çeken araştırmacı, resmi koruma statüsü alamasa da ülkede kalmaya devam eden çok sayıda kişinin bulunduğunu söyledi. Bu durum, fiilen Almanya’da kalan kişilerin entegrasyon mu yoksa yalnızca sosyal yardım sistemi içinde mi tutulacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Entegrasyonun gecikmesinin maliyetine ilişkin bilimsel bulguların güçlü olduğunu belirten Harder, uzun bekleme sürelerinin entegrasyon şansını kalıcı biçimde düşürdüğünü ifade etti. Bu nedenle sığınma başvurusu sonuçlanmamış olsa bile kursların erken başlamasının toplumsal açıdan daha düşük maliyetli olabileceğini söyledi.
Kurs sağlayıcı kuruluşların eleştirileri sürerken, hukuki açıdan yerel makamların belirli durumlarda kişileri kurslara katılmaya zorunlu kılabilecek araçlara sahip olduğu da vurgulanıyor. Yabancılar daireleri veya iş merkezleri, yasal dayanakla entegrasyon kursuna katılım yükümlülüğü getirebiliyor ve bu durumda kurs maliyetleri yine BAMF tarafından karşılanıyor.
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda kurslara erişimi kısıtlananlar ile zorunlu katılıma tabi tutulanların sayıları netleştiğinde, kararın gerçek etkisi daha somut biçimde görülebilecek.