Krone-Schmalz, Almanya’da anayasal güvence ile uygulama arasındaki farkın son dönemde belirginleştiğini ifade etti. Medya kuruluşlarında “önleyici itaat” olarak tanımladığı bir atmosferin oluştuğunu belirten gazeteci, bazı basın kuruluşlarının çalışanlarına tartışmalı taahhütler imzalattığını ve farklı görüşlere karşı baskı oluştuğunu dile getirdi. Özellikle kamu yayıncılığının demokratik sistemdeki rolünü tam anlamıyla yerine getirmediğini savunan Krone-Schmalz, medyanın vatandaşları yönlendirmek yerine bilgilendirmesi gerektiğini vurguladı.
Junge Welt’in sorularını cevaplayan gazeteci, demokratik sistemi koruma ile muhalif görüşleri bastırma arasındaki çizginin giderek belirsizleştiğine dikkat çekti.
Öte yandan Berlinli gazeteci Hüseyin Doğru hakkında uygulanan AB yaptırımları da tartışmanın odağında yer aldı. Krone-Schmalz, Doğru’nun herhangi bir yargı süreci olmadan yaptırımlara maruz kalmasını “katastrofik bir gelişme” olarak nitelendirdi. Bu durumun genel olarak basın ve ifade özgürlüğü açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
Krone-Schmalz, Basın özgürlüğündeki olası gerilemenin uzun vadede demokratik sistemi zayıflatabileceği değerlendirmesinde bulundu.