Bertelsmann Vakfı’nın araştırmasına göre, yakınlarına bakım veren birçok kişi işini bırakmak ya da çalışma saatlerini azaltmak zorunda kalıyor. Uzmanlar, bu eğilimin sürmesi hâlinde 2045 yılına kadar 200 binden fazla tam zamanlı iş pozisyonunun boş kalabileceğini söylüyor.
Mevcut sistem, bakım yükünü büyük ölçüde ailelerin omuzlarına yıkıyor. Bu durumdan en çok kadınlar etkileniyor. Yakınlarına bakan kadınlar daha az gelir elde ediyor, iş bulma olanakları daralıyor ve emeklilik maaşları düşüyor. Profesyonel bakım hizmetlerinin yapması gereken birçok iş, aileler tarafından ücretsiz olarak yapılıyor.
Yasal bakım sigortası masrafların yalnızca bir kısmını karşılıyor. Huzurevlerinin ücretleri hızla yükselirken, evde bakım hizmetleri de artan talebi karşılamakta zorlanıyor. Bu nedenle birçok aile hem ekonomik hem de fiziksel olarak ağır bir yük altında.
Siyasi tartışmalarda Sol Parti, tüm bakım giderlerinin dayanışma temelinde karşılanacağı kapsamlı bir bakım sigortası talep ediyor. CDU/CSU ve SPD ise böyle bir reformun maliyetinin çok yüksek olacağını savunuyor. Tartışmanın merkezinde şu soru var: Bakım masraflarını toplum mu karşılayacak, yoksa hastalar ve aileleri mi?
Uzmanlar, esnek çalışma saatleri ve aile bakım ödeneği gibi önlemlerin tek başına yeterli olmayacağını belirtiyor. Ağır hasta veya demans hastası bir yakınına bakan kişilerin, profesyonel destek, yeterli sayıda bakım çalışanı ve güçlü bir finansman sistemi olmadan bu yükün altından kalkamayacağı vurgulanıyor.
Junge Welt’teki değerlendirmeye göre, bakım masrafları ortadan kalkmıyor; sadece ailelerin üzerine yıkılıyor. Aileler çalışma saatlerini azaltıyor, birikimlerini tüketiyor; bakıma muhtaç kişiler ise ceplerinden giderek daha fazla ödeme yapmak zorunda kalıyor. Bu durum hem aileleri yoksullaşma riskiyle karşı karşıya bırakıyor hem de Almanya’daki bakım krizini daha da derinleştiriyor.