Höcke’nin en yakın çevresinden bir isim artık parti yönetiminde yer alıyor. A.F.D., Avrupa’daki diğer aşırı sağ partilerin aksine, ılımlılaşma stratejisini bilinçli olarak reddediyor. Bu radikal çizginin partiye destek kazandırdığı görülüyor.
Geçen yılki genel seçimlerde A.F.D. yüzde 19,5’in üzerine çıkarak ikinci büyük parti olmuştu. Göç, şiddet içeren suçlar ve yüksek enerji maliyetleri konusunda halkın öfkesini arkasına alan AfD, 2021'deki son seçimde elde ettiği sonucu neredeyse ikiye katladı. Kısmen “kesin olarak aşırı sağ” olarak sınıflandırılan parti, oylarını artırarak Almanya’nın siyasi dengelerini değiştiriyor.
Parti eş başkanı Alice Weidel, “Almanya için Alternatif olarak ikinci en güçlü parti olduk ve artık halk partisi olarak sağlam bir şekilde yerimizi aldık” açıklamasını yaptı.
Bir buçuk yıl içinde A.F.D. farkı daha da açtı ve Eylül ayında Sachsen-Anhalt’ta yapılacak eyalet seçimlerinde yüzde 40’ın üzerine çıkması bekleniyor. Bu yükseliş, partinin radikal politika önerilerine rağmen gerçekleşiyor.
Arte’nin haberine göre, siyaset bilimci Hajo Funke, A.F.D.’nin programında okul zorunluluğunun kaldırılması, “Almanca düşünmek ve Almanca davranmak” gibi etnosentrik hedeflerin yer aldığını belirterek, bunun 1945 sonrası gelişen liberal demokratik geleneğe doğrudan saldırı olduğunu ifade ediyor. Funke’ye göre bu yaklaşım, mevcut cumhuriyetten kopuşu hedefleyen bir “sağcı devrim” niteliği taşıyor.
Özellikle Doğu Almanya’daki eyalet teşkilatları radikal bir çizgi izliyor. Björn Höcke liderliğindeki Thüringen A.F.D., bu sürecin merkezinde yer alıyor. Höcke, kamuoyu tartışmalarına müdahil olmak için her fırsatı değerlendiriyor.
Thüringen A.F.D., 2021 yılında Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “kesin olarak aşırı sağ” olarak sınıflandırılmıştı. O tarihten bu yana dört eyalet teşkilatı daha aynı kategoriye eklendi.
A.F.D.’nin milyonlarca insanı kapsayan bir “geri göç” programı talep ettiğini belirten, siyaset bilimci Funke, bunun Fransız Le Pen hareketiyle ve daha yumuşatılmış İtalyan post-faşistleriyle bile bir kırılma noktası oluşturduğunu söylüyor. Funke’ye göre parti, sağcı aşırıcılığa doğru hızlanan bir dinamik yaratıyor ve bu durum şiddet riskini artırıyor.
Avrupa’daki diğer sağ popülist partiler iktidara yaklaşmak için söylemlerini yumuşatırken, A.F.D. tam tersine daha sert bir çizgi izliyor. Bu stratejinin partiye yeni bir ivme kazandırdığı görülüyor.
Uzmanlara göre yoksulluk, düşük ücretler, eğitimdeki açıklar ve sosyal adaletsizlikler giderilmedikçe AFD’nin popülist ve radikal söylemleri karşılık bulmaya devam edecek. Buna karşın sendikalar ve ilerici kuruluşların bu sorunlara yönelik kapsamlı bir çözüm programı ortaya koyamaması, protestolarla sınırlı bir tepki vermesi eleştirilerin merkezinde yer alıyor.