“Faşistlere oy veren faşisttir”
Kowalczuk, AfD’nin yalnızca sağ radikal bir parti olmadığını, açıkça faşist bir hareket olduğunu savunuyor. Metinde şöyle diyor: “Faşistlere oy veren faşisttir.” Ona göre AfD seçmenleri ne yaptıklarının farkında ve partinin iktidara gelmesi hâlinde yaşanacak sonuçlardan sorumlu olacaklar.
Göç tartışması: Meşru eleştiri var, ama AfD’nin anlatısı gerçeklerle uyuşmuyor
Tarihçi, göç ve iltica politikalarının eleştirilebileceğini kabul ediyor; ancak AfD’nin göçmenleri sosyal ve ekonomik sorunların başlıca nedeni olarak göstermesinin istatistiklerle çeliştiğini söylüyor. AfD’nin en yüksek oy oranlarına göçmenlerin en az olduğu bölgelerde ulaşması da bu çelişkinin göstergesi.
Almanya’nın sorunları “lüks düzeyinde”
Kowalczuk, Almanya’nın bugünkü durumunun AfD’nin çizdiği karanlık tabloyla örtüşmediğini belirtiyor. Ülkenin dünyanın en istikrarlı ve en başarılı toplumsal sistemlerinden birine sahip olduğunu, sorunların büyük bölümünün “yüksek refahı kaybetme korkusundan” kaynaklandığını savunuyor.
AfD korku ve karamsarlık üzerinden siyaset yapıyor
Tarihçiye göre AfD, tıpkı Trump ve Meloni gibi, seçmenlere “güvenlik” vaat eden bir siyaset yürütüyor. Bu güvenlik vaadi çoğu zaman geçmişi idealize eden bir anlatıya dayanıyor. AfD’nin Doğu Almanya’yı “düşük suç, yüksek güvenlik, sosyal istikrar” dönemi olarak sunması da bu stratejinin parçası.
“Yeni bir otoriter çağın eşiğindeyiz”
Dijitalleşme ve küreselleşmenin yarattığı belirsizlik, insanlarda güvenlik arayışını artırıyor. Kowalczuk, bu ortamın dünya genelinde otoriter hareketleri güçlendirdiğini ve Almanya’nın da bu dalganın bir parçası olduğunu düşünüyor.
Demokrasi kendiliğinden ayakta kalmaz
Kowalczuk, demokrasinin ancak yurttaşların aktif katılımıyla korunabileceğini vurguluyor. Sivil toplumda yer almak, siyasi partilere katılmak ve seçimlerde oy kullanmak gerektiğini belirtiyor.
AfD’nin 1989 değerlerine sahip çıktığını iddia etmesi “alay”
Tarihçi, AfD’nin kendisini 1989’daki barışçıl devrimin mirasçısı olarak sunmasını gerçek dışı buluyor. O dönemin temel değerlerinin özgürlük, demokrasi ve açık toplum olduğunu; AfD’nin ise tam tersini savunduğunu söylüyor.