Oylamalarda düzenlemeler, muhafazakâr ve sağ partilerin, hatta aşırı sağ partilerin desteğiyle kabul edildi. Eleştirmenler bu adımı, iltica temel hakkına yönelik yeni bir cephe saldırısı olarak nitelendiriyor.
Yeni düzenlemelerin temel amacı, AB sınırlarında daha fazla ve daha hızlı sınır dışı işlemleri gerçekleştirmek. Buna göre, sığınmacılar artık daha önce hiç yaşamadıkları, hatta hiçbir bağlarının bulunmadığı AB dışındaki ülkelere gönderilecek. Bu kişiler iltica başvurularını söz konusu üçüncü ülkelerde yapacak.
Daha önce AB, bir sığınmacının gönderileceği ülkeyle bağlantısını kanıtlamak zorundaydı. Bu şart artık kaldırılıyor. Bundan böyle kişinin AB’ye gelmeden önce bir AB dışı ülkeden geçmiş olması – örneğin Türkiye üzerinden gelmiş olması – yeterli sayılabilecek. Ayrıca bir AB ülkesi, başvuruyu reddettiğinde hedef ülkeyle yaptığı ikili bir anlaşmaya dayanarak kişiyi o ülkeye gönderebilecek. Sığınmacının milliyeti ise bu noktada belirleyici olmayacak.
Muhafazakâr ve sağ partiler bu adımı, Avrupa’nın otoritesini, etkinliğini ve güvenilirliğini yeniden tesis edecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Ancak sol partiler tepkili. Onlara göre bu düzenlemeler, Avrupa’da sığınma başvurusu yapmayı fiili olarak neredeyse imkânsız hale getirecek ve AB ülkeleri uluslararası sorumluluklarını yerine getirmekten kurtulmuş olacak.
Ayrıca uygulamanın ne kadar gerçekçi olduğu da tartışmalı. AB’den geri gönderilen sığınmacıları kabul etmeye hazır az sayıda ülke bulunuyor ve bu ülkelerin de kendi koşulları ve kimi zaman tartışmalı uygulamaları var. Güvenli üçüncü ülkeler arasında Tunus, Bangladeş ya da bazı Afrika ülkeleri anılıyor.
Kararın, AB dışında sınır dışı merkezlerinin kurulmasının da önünü açabileceği belirtiliyor. Daha önce Birleşik Krallık’ın Ruanda modeli ya da İtalya’nın Arnavutluk modeli gibi planlar gündeme gelmiş, ancak hukuki engeller nedeniyle uygulanamamıştı. Avrupa Halk Partisi’nden (EVP) bazı milletvekilleri ise uygun koşullar ve üçüncü ülkelerle yapılacak ikili anlaşmalar çerçevesinde bu modelin etkili bir çözüm olabileceğini savunuyor.
Öte yandan AB, iltica başvurularının daha hızlı işlenmesi amacıyla ilk kez AB genelinde geçerli bir “güvenli menşe ülkeler” listesini de kabul etti. Bu listede yer alan ülkelerden gelen sığınmacıların başvuruları hızlandırılmış prosedüre tabi tutulacak ve kabul edilme şansları oldukça düşük olacak. Örneğin Mısır ya da Tunus’tan gelen başvurular bu kapsamda değerlendirilebilecek. Türkiye’nin de güvenli menşe ülke olarak sınıflandırılmasına yönelik karar ise özellikle eleştiri konusu oldu. Aynı hafta Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’de Hristiyanlara yönelik baskıların ele alınmış olması, çelişki olarak gösteriliyor.
Ancak hem Avrupa Parlamentosu’nda hem de kamuoyunda bir konuda görüş birliği var: Şu anda Avrupa’ya gelen mülteci sayısı azalmış olsa bile göç konusu Avrupa siyasetinin en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek.