Ama mesele artık yalnızca termometrenin kaç dereceyi göstereceği değil.
Çünkü Almanya bu yaz kuraklık, aşırı sıcaklar, tarımsal kayıplar ve sıcaklığa bağlı ölümlerle karşı karşıya. Robert Koch Enstitüsü’nün tahminine göre, 2026 yılında şimdiye kadar yaklaşık 12.500 kişi sıcaklıkla bağlantılı nedenlerle hayatını kaybetti. (Süddeutsche.de)
Bilim insanları ise önemli bir uyarıda bulunuyor: Sadece sıcaklara uyum sağlamak yetmez. Klimaya, gölge alanlara ve serinletme önlemlerine ihtiyaç var; ama aynı zamanda iklim değişikliğinin nedenleriyle de mücadele etmek gerekiyor. (Süddeutsche.de)
Tam da burada siyasi tartışma başlıyor.
Peki AfD ne diyor?
Almanya'nın yabancı düşmanı, ırkçı partisi AfD, iklim değişikliği konusunda uzun süredir bilimsel iklim politikalarına karşı çıkıyor.
Haziran ayındaki aşırı sıcakların ardından yaşanan yol ve demiryolu hasarları konusunda AfD'den gelen açıklamalardan biri ise oldukça dikkat çekiciydi.
AfD milletvekili Alexis Giersch, iklim krizinin sonuçlarına ilişkin uyarıları “histerik” olarak nitelendirdi ve insanların yeniden “hava koşullarıyla yaşamayı öğrenmesi” gerektiğini savundu. Daha fazla klima kullanılması gerektiğini söyledi.
AfD milletvekili Beatrix von Storch ise sıcak nedeniyle zarar gören yollar ve demiryolları için daha iyi mühendislik ve altyapı gerektiğini savundu; “ısı koruması” politikalarını eleştirdi. (BR.de)
Burada basit ama önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Tarlalar kururken, insanlar sıcaktan ölürken ve altyapı aşırı sıcaklardan zarar görürken, çözüm sadece klimaya sığınmak mı?
İklim krizinin faturası büyüyor
Almanya'da çiftçiler sıcaklık ve kuraklığın sonuçlarını doğrudan yaşıyor. Ürün kayıpları, yem sıkıntısı ve ekonomik baskı artıyor. Nehirlerdeki düşük su seviyeleri de ekonomiyi ve ulaşımı etkiliyor. (Süddeutsche.de)
Üstelik sıcakların herkesi eşit etkilemediği de artık daha açık görülüyor. Kötü yalıtılmış evlerde yaşayan, yaşlı veya ekonomik olarak daha kırılgan insanlar aşırı sıcaklardan daha fazla zarar görüyor. (Süddeutsche.de)
Yani iklim krizi sadece bir “çevre meselesi” değil.
Bu aynı zamanda sağlık, tarım, ekonomi ve sosyal adalet meselesi.
Asıl soru şu
Sıcaklıklar yükselirken, kuraklık derinleşirken ve binlerce insan hayatını kaybederken siyasetin görevi yalnızca insanlara “daha fazla klima kullanın” demek olabilir mi?
Yoksa asıl soru, bu aşırı sıcakların neden giderek daha büyük bir tehdit hâline geldiğini anlamak ve buna göre hareket etmek mi?
Bugün Almanya'nın önünde duran gerçek şu:
İklim değişikliği artık geleceğin sorunu değil. İnsanların hayatına, çiftçinin tarlasına ve toplumun bütçesine bugün dokunuyor.
Ve iklim değişikliğini küçümseyen ya da inkâr eden siyaset açısından da artık kaçılması zor bir soru var:
37 dereceyi gösteren termometreye bakıp hâlâ “abartılıyor” demek mümkün mü?