Documenta 11

Kassel - Almanya (8 Haziran-15 Eylül'02)

Almanya'nın bir taşra kenti: Kassel... Kassel adı bütün dünyada sanat çevrelerinde en çok bilinen Alman şehir adlarıdan biri. Çünkü Almanya'nın Kassel kentinde 1955'ten bu yana 4-5 yıl arayla dünyanın en önemli, en kapsamlı, en büyük modern sanat sergisi düzenleniyor: Documenta.

Bu yıl 11. düzenlenen Documenta 1955'te yola çıkışından başlayarak birçok ateşli ve çatışmalı tartışmanın, "sanat savaşlarının" konusu oldu. Documentalar sanatta kimi yeniliklerin kabul görmesinde belirleyici rol oynarken aynı zamanda birçoklarının da tepkisini çekti. 80'li yılların ortalarına kadar Kassel'in "terbiyeli", "yüksek ahlâklı" sakinleri kimi Documenta sanatçılarının meydan okumalarına, provokasyonlarına, "ahlaksızlıklarına" karşı "sessiz çoğunluk" adına seslerini yükseltiyor, bu "ahlâksızlıklara" devlet desteğinin çekilmesini talep ediyorlardı. Fakat Documenta giderek dünyada Kassel'in de adını tanıtımın ve "Documenta turizmi" adlı gelir kapısının kaynağı oldu. "Yüksek ahlâkçılar" paranın kokusunu aldıklarında seslerini kestiler. Documenta 11'in paralı-biletli ziyaretçi sayısı 650 bin kişi oldu. Bu; bu yüzbinlerce insanın değişik bakış açılarıyla, değişik görüşlerle karşılaşması anlamına geliyor.

İLAN EDİLEN AMAÇ

Documenta 11 'in amacı, bu serginin düzenleyicisi/yöneticisi Nijeryalı sanatçı Okvvui Enzewor tarafından şöyle belirleniyor:

"Bugünkü sanat konusundaki fikir alışverişinde eleştirici tartışmaların ufkunu genişletmek."

PROLOG Documentalar 5. Documenta'dan bu yana şöyle düzenleniyor: Bir Documenta bittikten sonra bir dahakinin hazırlıkları hemen başlıyor. Çeşitli dallardan sanatçılar yanyana gelerek bir dahaki Documenta'nın "sanatsal yönetmenliğini" yapacak, birinci dereceden sorumlusu olacak kişiyi belirliyorlar. Bu belirlenecek kişiler için aday olanlar zaten sınırlı. Bunlar Documenta için bir genel plana sahip olan sanatçılar veya müze yöneticileri. Belirlenen kişi, Documenta için önerdiği planı uygulamak için tüm özgürlüklere sahip oluyor. Kişi olarak tek sorumlu. Tabii o belirlenen kişi kendi takımını / timini kurma hakkına sahip. Documenta 11'in sanatsal yöneticiliği 1998 yılında Okwui Enzewor'a verildi. 1963 Nijerya doğumlu Okwui Enzewor New York'ta yaşıyor. 1997'de yapılan Johannesburg 2. Bienali'nin ve bir dizi serginin (örneğin New York Guggenheim müzesinde Afrika fotoğraf sanatı sergisi, 2001'de Berlin'de "Kısa yüzyıl" başlıklı Afrika sanatı üzerine sergi) düzenleyicisi olarak dikkat çeken Enzewor'un "Documenta şefliğine" getirilmesi, Afrika, Asya ve Latin Amerikalı sanatçıların -ki bunlar bundan önceki Documentalarda hep ikinci planda kalmıştı- bu Documenta'da yoğun olarak yer alacağının işaretiydi.

Enzewor bu Documenta'nın "batı" ağırlıklı olmaktan kurtulacağı beklentilerine önce "batı" kavramını kullanmayı reddederek; " batı/batılı kavramının kullanılması bile tek başına batılı sayılmayanların aşağılanması anlamına geliyor." (Enzewor) diyor; daha sonra "sanat'tan da sözetmeyerek tepki veriyordu.

Enzewor'a göre büyük toplumsal sorunlardan bağımsız bir sanat olamazdı. O halde Documenta gibi "modern sanat" sergisi olmak iddiasında bir sergi, salt sanat eserlerinin sergilendiği bir platform olmamalı; bu platform sorunların uzmanlar ve sanatçılar tarafından tartışıldığı platformların sonucu ve zirvesi olmalıydı. Ve "sanat" bugünün temel sorunlarına değişik sanatçıların tepki/yorumu olarak göstermeliydi kendini.

Bu temel yaklaşımla Documenta 11 Kassel'deki sergiyle değil, Kassel'deki sergiden 549 gün önce başlayan tartışma toplantılarıyla açıldı.

Dört ayrı kıtada yapılan dört ayrı konferans Documenta 11 'in ilk dört platformunu oluşturdu. PLATFORM 1 — Konu: Tamamlanmamış bir süreç olarak demokrasi. Bu platform Avrupa'da Viyana (Avusturya) ve Berlin'de (Almanya) toplandı. Platformda yürütülen tartışmalarda liberal demokrasinin -en demokratik ülkelerde bile- yitirilmiş olduğu belirlendi. Geri ülkelerden liberalizm talebinin gerçekte uluslararası büyük sermayenin hareketi için sınırsız özgürlük talebi olduğu belirlendi.

PLATFORM 2 — Konu: Gerçekle ilgili deney ve deneyimler. Bu platform Asya kıtasında; Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde toplandı. Uluslararası hukuk sistemindeki gelişme ve değişimler ve Güney Afrika'da kurulan "Gerçeği Bulma Komisyonları'nın çalışmaları, bunun sonuçları üzerine tartışmalar yürütüldü. Uluslararası hukuk denen şeyin nalıncı keseri gibi hep zenginlerin lehine işlediği ve değiştirildiği tespit edildi.

PLATFORM 3 — Konu: Kreollar ve Kreollaşma/kreollaştırma üzerine. (Kreollar, henüz uluslaşma sürecini tamamlamamış yerli halkın, bu sürecin çok başlarındayken sömürgecilikle karşı karşıya kalması, sömürgecilerin kültürünü reddetmesi, fakat kendi kültürünü de bütünüyle koruyamaması sonucu ortaya çıkan yeni -her iki kültürün de unsurlarını bardın-dıran karışık- bir kültüre, bu kültürün insanlarına verilen isim.) Bu platform Latin Amerika'da, Karibik adalarında, Santa Lucia kentinde toplandı. Bugün metropollerin varoşlarında ve çok uluslu devletlerin birçoğunda egemen kültürden ayrı bir ezilenler kültürünün, ve kendilerini bu kültür kimliği üzerinden tanımlayan insanlar olduğu belirlendi. PLATFORM 4 — Konu: " Etrafı çevrilmiş" kentler. Bu platform Afrika kıtasında Lagos kentinde toplandı. Burada 4 Afrika kenti (Freetown, Johannesburg, Kinşasa, Lagos) somutunda bağımlı / geri ülkelerde çarpık kentleşme sorunları üzerine tartışıldı. Milyonlarca insanın yaşaması için altyapıya sahip olmayan şehirlerde yaşamın buna rağmen nasıl örgütlendiği sorunları ele alındı.

Bu ilk dört platform gerçekte 18 aylık bir tartışma süreciydi. Documenta yapıcılarının çağırdığı bir dizi bilim insanı, araştırmacı, sivil toplum örgütü temsilcisi ve sanatçı yer yer kamuya açık toplantılarda verili konu çerçevesinde tartışmalar yürüttüler. Bu tartışmalar videoyla arşivlendi. Platformlarda yürütülen tartışmalar ve sonuçları kitap haline getirilerek yayınlanacak. Bunlar da Documenta 11 'in ayrılmaz bir parçası, Documenta 11 'in düşünsel alt yapısını oluşturan belgeler.

İSTEK

Documenta 11 eleştirici, tüm dünyayı kapsayıcı, -ne batı, ne Avrupa ne de ABD merkezci olmayan- bir sergi olmak isteğinde. Sanatın her biçiminde (resim, video, hapening, ensta-lasyon, eylem, grafik, mimari, fotoğraf vs.) ve bütün bilim dallarıyla da kesişme noktaları, âtıf, ve tartışma içinde yansıması /yansıtılması isteğinde.

Documenta 11 sosyolojiden politikaya, ekonomiden, cinsiyet sorununa, göç araştırmasından gen teknolojisine vb. kadar çok geniş bir alanı kapsamı içine alıyor: "Afganistan'da ve başka alanlarda "terörist" unsurların silahlı güçlerine karşı süregiden savaş, Filistinlilerin işgal altındaki bölgelerde İsrail hegemonyasına karşı mücadelesi, globalizayson karşıtı grupların Cenova'da, Seattle'de, Montreal'de, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın bir çok kentinde polise karşı yürüttüğü sokak çatışmaları, Arjantin'de, Türkiye'de, Nijerya'da ve üçüncü dünyanın bir çok başka ülkesinde göstericilerin Dünya Bankası'nın ve Uluslararası Para Fonu'nun lanetli siyasetine karşı isyanlarını sokağa taşımaları... Bütün bu görüngüler karşısında şu görüş savunulabilir: Ground Zero (New York'ta 11 Eylül sonrasında Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin enkazı bölgesine verilen isim... Sıfır alanı, sıfır noktası / ÇN) küresel dönüşümün öze ilişkin ideolojik ayrılıklarını yeni baştan kavramlaştırmak için yola çıkan periferinin içinden geçerek merkeze geldiği boşluğu temsil etmektedir." (Katalog, sayfa 48)

Devasa bir proje yani... Peki ama kim için, ne üzerine, kiminle? Ve daha bir çok soru... Bu ve benzeri sorulara cevap aradık Documenta 11'de.

İDDİALAR VE GERÇEKLİK

Documenta 11 "batı merkezci" olmama iddiasında. Documenta 11'de bu iddianın da sonucu olarak gerçekten de şimdiye kadar Documentalarda görülmeyen sayıda ve yoğunlukta Afrikalı, Asyalı, Güney Amerikalı sanatçı var. Bunlar etnik köken olan Afrikalı, Asyalı, Latin Amerikalı. Fakat hemen hepsi Avrupa'da, Amerika'da ikâmet ediyorlar, sanat eğitimi aldıkları akademiler Avrupa ve ABD'de! Aslında Documenta 11 bir şeyi çok açık gösteriyor: Küreselleşme hayatın her alanını olduğu gibi sanatı da (hatta zanaatı da!) kapsamına almış durumda. Sanat pazarı ile birlikte sanat da küreselleşmiş durumda. "Batı" sanatı "doğu" sanatını içerlemiş durumda. Doğu "sanatçıları" ve sanatı "batıya" yönelmiş, onunla kaynaşmış durumda.

"Batı merkezci" sanatın alternatifi, kuşkusuz enternasyonalleşmeye karşı sanatın etnize edilmesi, "ulusal", "etnik" sanatların kendi içine kapanması değil... Batının sanatta kendi anlayışını dikte etmesinin karşısına folklor ve zanaatla direnilemez. Tek tek ülkelerin, bölgelerin, kıtaların sanatı hep sosyal, siyasi ve ekonomik gelişmelerle içice, karşılıklı etkime içinde olmuştur. Sermayenin enternasyonalleşmesi, dünya pazarlarının genişlemesini ve birleşmesini belirleyen büyük güçler ve büyük tekeller, bütün ülkelerde sanatı ve kültürü de belirliyorlar. Ancak bu gelişmeden zarar gören gerçek aktörlerin, ezilen, köleleştirilen yığınların canlı mücadelesi içinden kültür ve sanatta da direniş, yeni kimlikler, güç, özlem, umut ve yeni biçimler çıkabilir. Kendi geleneklerini eleştirici bir bakış açısıyla ele alan, bütün "ulusal kültürlerden ilerici olanı alan, uluslararası alanda yeni ve ileri götürücü olanı içerlenen, "yabancı" olanı etkileyen ve ondan etkilenen, diyalektik bir süreç içinde gelişen tüm insanlığın demokratik ilerici uluslararası kültürü/sanatı; işte "batı merkezci" kültür/sanatın gerçek alternatifi budur. Kültür ve sanatta da ulusal sınırları zorlayan ve yıkan "küreselleşme" bu gerçek alternatifin maddi şartlarını olgunlaştıran bir rol oynuyor.

Documenta 11 'in çok sayıda sanatçısı şimdiye dek batının egemen sanat pazarı tarafından çoğunlukla yok sayılan ülkelerden geliyor. Çoğunluğu Asya, Afrika, Latin Amerika'dan gelenler oluşturuyor. Tabii Avrupa ve ABD'den de küçümsenmeyecek sayıda sanatçı var. Avrupa'dan gelenler içinde yine dağılan/dağıtılan eski Yugoslavya'dan gelenler dikkat çekiyor. Trikont'tan (Asya/Afrika/Latin Amerika) gelen sanatçıların büyük çoğunluğu sanat eğitimlerini Avrupa ve ABD'de almış. Bir çoğunun anda yaşadıkları ülkeler de ABD ve Avrupa ülkeleri. Bu olgu tabii ki bu sanatçıların eserlerinin kalitesi açısından bir anlam taşımıyor. Fakat Documenta yapıcılarının iddiaları açısından anlamlı. İddia ile gerçekliğin ne ölçüde örtüştü-ğü konusunda anlam taşıyor bu olgu. Örneğin Filipinler'i alalım. Uluslararası sanat pazarında tanınan, bilinen Filipin sanatı, Filipinler'deki egemen sanat, egemenlerin sanatı. Bu sanat bütünüyle Amerikanlaşmış, sistemle bütünleşmiş bir sanat. Fakat Filipinler'de devrimci sanatçılar, devrimci sanat da var. Bu sanat halk hareketinden gücünü alıyor, onun için de ve egemenlerden bağımsız "yeraltında" yaşıyor, uluslararası "sanat pazarf'nda kendine yer bulamıyor.

Documenta 11'in düzenleyicilerinin içine sıkışıp kaldıkları cendere şu: Bunların dünyanın içinde bulunduğu duruma eleştirileri "attac", "Sosyal Forum" gibi reformist hareketlerin eleştiri düzeyini aşamıyor. Yani; sefalet, yoksulluk, açlık, zulüm, çevrenin mahvedilmesi, savaş... vb. dünyada aklınıza gelen ne kadar rezillik, kötülük varsa bunların adı konuluyor ve bunlar sanatsal araçlarla da dile getiriliyor. Fakat köklü dönüşüm ve değiştirme için bir vizyon yok! Eleştiri, eleştirilen durumlardan gerçek bir çıkış alternatifi olmadığı için, "umut" olmadığı için, durum tasviri, durum resmi olmaktan öteye geçmiyor. Egemen sistemin reforme edilebilirliği düşüncesi pek net olmayan biçimlerde gösterilenin gerisinde saklanıyor. Çok provokatif görünüşlü düzene uymama gösterileri bile sonuçta acı vermeyen sosyal eleştiriye dönüşüyor ve bunlar en iyi oldukları yerde hayal meyal burjuva aydınlanması dönemini anımsatıyorlar. Ne çare ki bu devrimci bir burjuvazinin olmadığı bir dönemin "burjuva aydınlatmacılığı".

Hümanizmaya yapılan -iyi niyetli olduğundan yola çıktığım- atıf ve çağrılar, yaşayan kapitalist dünyanın gerçekliğinin söz ve resim bataklığı içinde yitip gidiyor.

SANAT VE ÇEŞİTLİLİK

Documenta 11, 2002'deki modern sanatın yüzyıllarca yaşama iddiasında olmadığını gösteriyor. Bu sanat hızlı yaşayan "kaldır at" toplumunun sanatı. İçerik ve biçimi de belirleyen bu olgu. Sanatsal ifade biçimlerinin sınırları akışkan. Resimde, videoda, enstalasyonlarda, kitapta, diada, tabloda, filmde, seste, mimaride, fotoğrafta, kartonda, tuğlada, mekân düzenlemelerinde... sınırlar belirsiz, içice, birbirine giriyor, akışkan... Documenta 11'de "yok'lar var. Örneğin yontuculuk yok, geçmiş 20. yüzyılın sanatı pratik olarak yok gibi. Documenta 11'deki çeşitlilik baş döndürücüydü. Her sanatçı var olan biçim zenginliğinden kendine uygun gördüklerini alarak kendi doğrusunu kimi bağırarak, kimi fısıltıyla, kimi açıkça, kimi dolambaçlı yollardan gösteriyordu. Video, enstalasyonlar, değişik araçları ve biçimleri karıştırarak kullanma ve fotoğraf Documenta 11'de belirleyici ağırlıktaydı. "Klasik" resim / tablo çok sınırlıydı. Mimari enstalasyonlara da oldukça önemli bir yer ayrılmıştı fakat bunlar sanki geçen yüzyılın 70'li yıllarında takılıp kalmış gibi görünüyorlardı. Yeni bir sözü yoktu mimari enstalasyonların. Aşırı kentleşmeye verilen cevap zaman ve mekândan kopuk soyut megametropol vizyonlarıydı. (Constant / Amsterdam / Hollanda)

SANAT MEKÂNLARI VE DİYALOGLAR

Kıta Avrupasının en eski müze binası, klasik mimari tarzındaki Fridericianum; modern tarzda inşa edilmiş "Documenta Salonu"; bu Documenta'da ilk defa kullanıma açılan bir endüstri yıkıntısı olan Binding Bira Fabrikası; hâlâ kullanımda olan "Ana İstasyon"un "Kültür İstasyonu" ismi verilen bir bölümü; bir saray ve park. Bunlar Documenta'nın sergi mekânları, sanat mekânları.

Kassel... 20. yüzyılın 50'li yıllarında yeniden inşa edildiği belli olan çirkin mi çirkin bir kent. O dönemde "modern" olan gri, betonarme, "kutu" mimarisinin damgasını vurduğu bir şehir merkezi. Kent merkezinde yığılmış etrafı tüketim mabedleri ve pasajlarla çevrili, üzerinde yeşilin ancak saksı içinde göründüğü koca meydanlar. Ölü... Gerçek anlamda kentsel hayatın olmadığı bir kent.

Documenta 11 'in sanatı kendini bu kentsel alandan bilinçli olarak ayırıyor. Müzesel ve öyle de kalmak ister gibi... Ve kalıyor. (Bir istisna var... Ona aşağıda değineceğim)

Documenta'nın klasik sergi binası Fridericianum'un önündeki kocaman alan, çimenleri çiğnenmiş kocaman bir boşluk.

1972'de bu binanın üstüne siyah bir bez üstünde neredeyse insan boyunda kocaman beyaz harflerle "Sanat gereksizdir" yazılı bir pankart asılabiliyordu. Ve bu provokasyon Documenta'nın bir parçası idi.

Documenta 2002'de, Documenta binasının önündeki 6 sütuna gece bir "sprayer'in yazdığı "Terror" sözcüğü, sabahleyin -Documenta açılmadan, henüz Documenta ziyaretçileri yataklarındayken- bir temizlikçi firma tarafından özenle siliniyor. Provokasyona izin yok! Müze ziyaretçilerinin rahatsız edilmesine izin yok. Kendini sorgulamaya, mizaha izin yok. Otuz yıl sonra, hem de açıkça siyasi tavır takınma iddiasında olan Documenta'nın geldiği yer burası: Tertemiz sütunlu, tertemiz müzesel sergi! Sanat müze duvarları arasında! Ziyaretçilerle diyalog (istenen ve istenmeyen diyalog) yok. Documenta 11'in belirleyici özelliklerinden biri bu sanki: Onsekiz ay boyunca kendi aralarında toplanıp tartışan uzmanlar... Dört kıtayı dolaşan, dört kıtadaki emekçilerin haberi olmadığı bir tartışma kervanı... Ve ziyaretçileri ile diyalog kur(a)mayan bir sergi! Yalnızca sergi mekânlarında değil, "dışarda" da diyalog yokluğu.

İçerde, sergi mekânlarında korkunç bir darlık; bir çok halde sabırla sırada bekleyen ve kapılarda adeta geçit bekçileri gibi davranan gencecik -fakat ruhen epey ihtiyar!- sanat akademisi öğrencileri, sıkışık trafiği idare eden Documenta çalışanları... Tren yolu ile kara yolunun kesiştiği yerdeki otomatik engel işlevini gören bir Alman kolu ve bir buyruk: "Siz beklemek zorundasınız!"

Burası Beninli sanatçı Georges Adeagbo'nun mekân enstalasyonunun giriş kapısı. Sonra nihayet engel / kol aşağıya iniyor. Giriyoruz içeri. Keşifler ve kâşifler tarihini izleyen yeni kâşifler... Mekânın ortasında bir ağacın oyulmasıyla yapılmış yekpare bir kayık. (Batılı kâşifler için tipik keşif / araştırma objelerinden biri) Duvarlarda ve yerde serpiştirilmiş fotoğraflar, karikatürler, gömlekler, gazete kupürleri, magazin dergilerinden sayfalar, duvarda ve yerde resimler, plaklar... Batılı / Avrupalı beyaz kâşiflerin bakış açısıyla Afrika üzerine toplanmış materyal. Afrika'dan gazeteler, heykelcikler, günlük kullanım eşyaları, Beninden bir marksist-leninist örgütün gazetesi; kitaplar, basılı kumaşlar, semboller... Bunlar acaba keşfe gelenlere çevrilen gözlerin gördükleri midir? Bakılacak, okunulacak, sorgulanacak o kadar şey var ki! Aslında yalnızca bu odada gününüzü geçirebilirsiniz. Fakat koca bir kuyrukta insanlar sizin çıkmanızı bekliyor. Odaya aynı anda ancak on ziyaretçinin girişine izin veriliyor. "Sigorta tekniği açısından gerekli" imiş, öyle açıklıyor kapıdaki diğerlerine göre biraz sevimli ve yaptığı işten de pek hoşnut olmayan geçit bekçisi. Yanımdaki ziyaretçi bir şeyler okumaya çalışıyor. Ben onunla konuşmaya çalışıyorum. Zaman yok! Çıkmamız lazım! Aslında bu sanat eseri üzerine konuşulmasını, tartışılmasını talep eden bir sanat eseri. İletişim onun ayrılmaz bir parçası. Fakat iletişimsizlik planlanmış!

Bir başka oda. Japonya / Kobe depremi üzerine bir foto enstalasyonu. Mekân ve biçim bir depremde kırılan binalar gibi kırılmış. Tabandan tavana sarsıntıyı hisseden, ettiren biçimde dizili resimler. Yere duvarın 3 metre kadar önünden bir çizgi çekilmiş. Ötesine geçmek yasak diyorlar. "Sigorta tekniği açısından gerekli" imiş! Ne olur ne olmaz; ya başınıza bir resim düşerse! Değil mi ya!!!

Bir başka oda. Louise Bourgeois... Feminist sanatın bu eski çınarını merak ediyorum. Neredeyse yarım saatlik kuyruk. Yine sabırla bekleyen insanlar. Geçit bekçileri bu kez "mekânın nemlilik derecesi" ile açıklıyorlar engelli geziyi! Çok insan aynı anda mekânda olursa nemlilik artar, resimlere zarar verirmiş! 2002 yılında Almanya'nın Kassel kentinde, dünyanın en büyük modern sanat sergisi Documenta'da anlatıyorlar bunu. Neyse sonunda sıra bize de geliyor ve giriyoruz. Duvarda okul defterlerine çiziktirilmişe benzeyen çerçevelenmiş on onbeş karalama, bir metal kafes, kopmuş düğmeler. Ve bana fazla özelliği yokmuş gibi görünen bir plastik. Hiç bir şey için yarım saat!

"Ziyaretçi" için seçim yok. O sonuç olarak bakmaya, görmeye gelmiştir. Bakmak görmek istiyorsa bekleyecektir! Kendileri genişlik, geniş yüreklilik, açıklık talep eden, iletişim arayan eserler tam bir Alman darkafalı müze disiplini cenderesine sokuluyor. "Zeitgeist!" Başka dillere çevrildiğinde komik kaçtığı için -Türkçeye tam çevirisi "zaman ruhu" oluyor- olduğu gibi alınıp kullanılan ender Almanca sözcüklerden biri bu. Ve Documenta 11'in halinin iyi bir ifadesi. Ritüelden kurtuluş, alışılmışın dışına çıkış bu Documenta'da herhalde ilk dört tartışma platformunda oluyor. O da fakat yine seçkin bir zümrenin tartışması olarak örgütleniyor. Halk Documenta'da disipline edilmiş, belli kalıplar içinde hareket etmeye zorlanan, hiç de az olmayan giriş parasını ödeyip, karşılığında "sanata bakan" izleyiciler olarak var. Bir alışveriş, bir diyalog, karşılıklı bir etkime imkânı yok. Eski dönemlerin müze ziyareti, 2002'deki Documenta ziyareti. İddia: Açıklık. İddia: Yenilik. İddia: Diyalog. Pratik iddiayla alay eder gibi. Ya da tersi. Yine Zeitgeist!

Buna rağmen -diyalektik açıdan şaşırtıcı bir olgu- bir çok ülkeden şaşıran, ciddi olarak soran, tartışan, arayan ve alan bir ziyaretçiler topluluğu. Fakat onlar da 60'lı yılların en alışılmamış, "acayip" biçimlerindeki sanatını, toplumu altüst edici konuları ve tartışmaları üzerlenip sahip çıkan "ziyaretçi" kitlesinin, sanatı bizzat yaşayanların, "sanat, fil dişi kulelerden çıkmalıdır, sanat bizimdir" diyenlerin cesaretine sahip değil. Sonuçta "izleyici"ler. (Güney Dergisi)

posta [at] radyokassel.de
istek [at] radyokassel.de

Radyo Kassel
Opernstrasse 2,
34117 Kassel
Telefon
(0561) 578065
(0176) 521 14 985

             
       Info Magazin                  Türk Sanat Müziği

 

             
 Mesleğe Adım Adım              Konudan Konuya

 

             
    Rahman Sizlerle                 SALI SALI Hakan

text